Festivallerin geleceği
Amerikalı yazar-çizer Bob Lefsetz’in müzik sektörünün sıkı bir takipçisi, düşünürü ve eleştirmeni olduğu konusu tartışılmaz. Bazen upuzun maillarıyla inbox’ıma mail’ı düşünce bana fenalık getiren Bob’un her yazdığını okuyamasam da kabul etmeliyim ki subject kısmına göre elimden geleni yapıp çoğu yazdığını takip ediyorum.
Geçenlerde Bob’dan inbox’ıma festivals konulu bir mail düştü. Tahmin edebileceğiniz üzere bu sefer gözümü karartıp destansı yazıya hemen atladım. Yazıyı gayet ilginçti. Acaba Bob doğru mu diyordu? Geleceğin ideal müzik festivali elinizin altında olan, kolayca ulaşabileceğiniz müzik festivali mi olacak düşünceleri kafamı kurcalayıp durdu.
Amerika için mutlaka gitmeli denen festivaller Coachella ve Bonnaroo iken araya bir de Lollapalooza ve Austin City Limits girdi. Diğerlerine göre biraz daha şanslıydı bu ikisi. Neden mi? Çünkü diğer ikisi gibi izole edilmiş mekanlarda değil şehrin tam göbeğinde yapılıyorlardı. Büyük festivallere gitmek hepimizin hayali ama kabul edelim ki Coachella için Palm Springs’e gitmek pek o kadar da kolay değildi.
Bob’un yazısında savunduğu bir diğer düşünce ise gelecekte festivallerde daha az grup olacağıydı. Yani şu anda festival programlarında gördüğümüz bolluğun ilerde az ve öze indirileceği. Festivallerde sahne alan grupların sayısı konusu bence ileride çok değişmese de müzik festivallerinin geleceğinin şehir festivallerinde olacağı görüşüne katılıyorum. İyi müziği ne kadar çok insana ulaştırabilirseniz o kadar başarılısınız demektir. O yüzden İstanbul’daki mekan problemine daha ciddi değinilmesi ve alternatifler üzerinde daha iyi durulması gerekildiğini düşünüyorum.


















